Operasyonel Bir Gazetecilik Olarak Wikileaks

In Genel

 

  • Bir akşam gazeteden çıkmış, yorgun argın eve gelmiştim ki asansörde bir bavul buldum. İçinde ne olsa beğenirsin? Birkaç yıl önce tezgâhlanmış bir askeri darbeye ilişkin on milyon adet belge… Hemen yayınladım tabii, ülke karıştı. Tutuklamalar, gözaltılar, çıldırdı memleket. Ne gazetecilikti ama…

 

  • O da bir şey mi? Benim de hiç unutmam bir eşcinsel arkadaşım vardı. Oğlan asker ama hafiften kafayı Hillary’e takmış. Sen tut Amerika’nın bütün diplomatik yazışmalarını Vaşington’un bilgisayarından indir, bana ver. Hemen yayınladım tabii, ülke değil dünya karıştı.

 

Mehmet Baransu ile Julian Assange arasındaki bu hayali diyaloğunun bir gün gelip gerçekleşmemesi için aslında bir sebep yok. Bu iki genç insan bundan otuz yıl sonra bir barda yan yana gelseler pekâlâ kendilerini böyle bir muhabbetin içerisinde bulabilirler. Söyledikleri yalan da olmaz hani. Bütün bu dediklerini aynen yaptılar, hepimiz de şahidiz.  Gerçi aklı bu denli karışmış olan insanların şahadeti kabul görür mü, ondan emin değilim. Zira son birkaç yıldır nesnesi olduğumuz bu faaliyetleri ne açıklayabilecek ne de gördüğümüzü anlayabilecek durumumuz var. Yalnızca kafamızın içinde bir takım malumatlar uçuşup duruyor. Şimdi de gündemimiz Wikileaks… Bugün dünyadaki herkes yeni başlayan bir filmi sonradan anlamak umuduyla izler gibi dikkatle bu sitenin ifşaatlarını izliyor. Biz Türkiyedekiler ise meseleye pek çoğundan daha yatkınız elbette. Yaşadığımız son üç yıl ve Taraf deneyimi bize çok şey kattı. Evvelallah, gizli belge nedir, nasıl okunur bir Alman’a bir Fransız’a öğretecek durumdayız.

Ne yapalım son zamanların oyunu da bu, hayatımıza böyle birdenbire operasyonel habercilik yapmak üzere taze kurumlar giriyor. Yaptıkları işlerin de büyüklüğüyle bu oluşumların isimleri öyle bir iştahla belleklerimize yazılıyor ki bizler kısa zamanda sanki onlara hep oradalarmış gibi aşina oluveriyoruz. Bu kabullenişin baş döndürücü sürati ile her şey bulanıklaşırken artık varlığına alıştırıldığımız o kaynakların enformasyonları üzerimize yağmaya başlıyor. Bunlar genellikle ele geçirilmiş belgeler, çalınmış tutanaklar, ortam dinlemeleri, gizli tanıklar, kamera kayıtları gibi insanların casus filmlerinden bilebileceği kaynaklardan edinilmiş tuhaf bilgiler oluyor. Bizler ıslak imza,kozmik oda, kripto yazışması gibi kullanılan kavramların pek çoğu ile o haberin patlaması ile birlikte tanışmış oluyoruz.. Öyle sözler havada uçuşuyor ki biz gözümüzün önünde cereyan edenlerin gerçek mi yoksa kurgu mu olduğunu anlayamıyoruz bile. Haberler birer Bond filmi tadında oynarken mesele neler olduğunu kaçırabilecek olan biz acemilere flaş uyarıları ve son dakikalarla anlatılıyor. Ekranlar üçe, beşe bölünüyor, alt yazılar, yanıp sönen spotlar, çizgi animasyon sahneler yardımı ile bize izahatlar veriliyor. Aslında uzmanlık alanımız olmayan bu bir sürü haber ve enformasyonun amacı bize almamız gereken tek bir mesajı işaret etmek. Kork, onayla, reddet, endişelen, vazgeç, nefret et gibi basit ve tek bir emir bütün operayonun emelini oluşturuyor.  Verilmek istenen bu mesaja kendi mevcut bilgisi ile ulaşamayacak olan çoğunluk için rehberlik görevini yerine getirmek ise yeni tip bir gazeteci modeline düşüyor. Ekranlar birden adli tıp bilirkişisi, parlak stratejist, uluslarası ilişkiler gurusu, polis uzmanı  medya görevlileri ile doluyor. Onlar sıradan bir insanın asla içinden çıkamayacağı bu teknik konuları mesajın kendisini çıplak bırakacak şekilde ayıklayıp hepimizin önüne yutmaya hazır bir hap olarak koyuyor. Bu tabletin etkisi oynanan oyunun da hedefini oluştururuyor.

CAMİLERİ BOMBALAYACAKLARDI

Bugün Wikileaks de tıpkı Taraf gibi dünyanın önüne kimsenin ne olduğunu tam anlamadığı belge yumakları ile çıkıyor. Bu dökümanları okumanın ve incelemenin toplumun geneli için mümkün olmaması onların ancak flaş satırbaşları olarak hayatımıza gelmelerinin yolunu açıyor. ‘Başbakan’ın İsviçre’de parası varmış’ gibi. Bu neden söyleniyor, söyleyen hangi kaynaktan besleniyor, bu bilgiyi nasıl kullanabiliriz?…Bütün bu soruları eldekilerin ışığında yantılayabilme şansımız olmadığından işin özü mutlaka havada kalıyor.Aklımızda yer eden ise çoğu kez tek bir cümle oluyor. Tıpkı binlerce sayfayı bulan darbe belgelerinden geriye kalan o meşhur iddia gibi ‘ Camileri bombalayacaklardı’. Kim, nasıl, niçin sorularına verebilecek bir iki cümlelik cevabımız varsa, hepsi o kadar. Operasyonel habercilerin dikkatimi çeken ortak bir özelliği de yayımladıkları gizli belgelerin nicelik olarak büyüklüklerine çok önem vermeleri. Üçbin sayfalık ‘Balyoz’ belgeleri ya da 250 bin adet Wikileaks belgesi gibi tanımlamalar kullanılıyor .Bence bu söylem bir tür Aysberg algısının zihinlerde canlı tutulmasına yarıyor. Her zaman söylenenlerden fazlasının da olduğunu düşündüren, insanlarda’ Bu daha ne ki?’ duygusunu hep sıcak tutmaya yardım eden bir taktik bu. O yüzden bu kaynaklar rakam verirken dillerine üşenmiyorlar. Sayısız belge mitinin görkemiyle ürkütülen insanlar verilen o tek cümleye razı oluyorlar. Wikileaks ortalığı kasıp kavuruyor, yüzbinlerce belge… Peki senin aklında ne kaldı? ‘Davutoğlu için şey demiş birisi, neydi işte yani büyük deprem, herkes bunu konuşuyor…’

Wikileaks dumanlı bir mitos. Bu işleri yapan kurumlar adına böyle söylencelerin yaratılması işin olmazsa olmazı olarak karşımıza çıkıyor. Kabul etmek gerekir ki burada Taraf’ın yarattığı lokal efsanenin çok daha profesyonelinin nasıl yapıldığını görüyoruz. İsveç’te eski bir nükleer sığınağın içine gizlenmiş puslu bir tesis. Neredeyse bilimkurgu filmlerinden fırlamış gibi bir karargah. Orada sistemin kurtuluşu için kelle koltukta çalışan yirmi kişi. Bu adam nerede? Assange asla ortada yok.  Firari bir kahraman, handiyse bir ‘V for Vendetta’ Günlerdir kendisinin fotograflarına bakıyorum. Hepsi özenle çalışılmış birer sanat eseri. Hazretin kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamayan bir adam olmadığı bunlara zaman ayırmasından anlaşılıyor. İmajını çok önemsemiş olduğu belli. Yakışıklı, biraz serseri ve özgür, cesur bir karizmanın ince ince çalışılmış pozları bunlar. Önce ve doğallıkla kadınların gönlünü feth ediyor. Özgeçmişi de bir o kadar egzantirik. ‘’Assange, tam 37 okula gitmiş’’ Kim saymış? Öyleymiş. Assange Avustralya’lı. Köhne bir sistemi ancak dışarıdan gelen birisi değiştirebilir. Avustralya neredeyse Kripton gibi bir yer bu dünya için. Öylesine uzaklardan gelmiş bir kahraman!  Unutmamak gereken o dur ki inanılması güç hikayelerin anlatıldığı filmler ancak böyle ince işçilikler sayesinde izlenirler. Yoksa sıradan bir erin Amerikan dışişlerinin bütün gizli tutanaklarını bilgisayarına indirerek bir adama verdiğine kim inanır? Ancak mitosunuzu kuvvetli kurabilirseniz altına istediğinizi yazarsınız. ‘’ Camileri Bombalayacaklardı’’

ER MANNİNG YA DA TUNCAY GÜNEY

Peki bu operasyonları kim ne için yapmaktadır? Bunun faili üzerine konuşmak kapalı bir kutunun içinde hangi rakam olduğuna dair saatlerce tartışan yarışma programı figürlerininkine benzeyen bir tavır olur. Eldeki verilere bakınca zevkli ama faydasız bir akıl yürütmedir.TV açıkoturumlarının bilindik şahsiyetleri zaten buna teşnedir. Ancak bizler bunu bilemeyiz. Bizim işimiz yönetemi teşhis etmek ve bize anlatılanların inanırlılığını sorgulamaktır.Bizim bilebildiğimiz muktedirlere rağmen böyle bir çabanın asla kendisini bu şekilde pazarlayamayacağıdır. Bizim bildiğimiz  ABD Başkanı’nın, Dışişleri Bakanı’nın daha olayın akşamında böyle TV’lerin karşısına geçerek özür mesajları vermeyeceğidir. Bu işin doğasında yoktur. Böylesi suçlamalarda çok uzun süre sizi yok sayarlar. Bir tek demeç alamazsınız, bir tek muhatap bulamazsınız. Bizim bildiğimiz ne Er Bradley Manning’in ne de Julian Assange’ın böylesi bir operayona ne çaplarının ne de müktesebatlarının yeteceğidir. Hatırlayacaksınız Tuncay Güney de eşcinsel ve tuhaf bir figürdü ve neler biliyordu öyle değil mi? Tıpkı Er Manning gibi. Tek tek öykülerdeki ortak noktalar üzerinden operasyonunun tarzını tanımlayabiliriz. Bizim bildiğimiz bu anlatılanlara inanmanın mümkün olmadığıdır. Çünkü bu iş ancak güçlünün yanında olunarak kotarılacak bir iştir. Kurgulanan cesaret ve gücün karşısına dikilindiği imajı tamamen ilüzyondur. Yaşadığımız Taraf’ın on yıllar önce birilerini ipe götürecek manşetleri bugün şarkı söyleyerek atabilmesi gibi bir yol veriliştir. Trafiğe kapalı alanda konforlu bir gösteridir.  Amerikalılar yalandan güreşi pek severler. Yaptıkları birbirlerine vurmadan, vuruyormuş gibi yapmaktır. Dünyanın geri kalanına saçma sapan gelen bu yalancı dövüş bugün hala Amerikan TV’lerinde en çok ratingi alan şovdur. Herkesin sahte olduğunu bildiği bir dövüşü izlemesi nasıl bir sosyal patolojidir? Bilemiyoruz.

Wikileaks belgeleri ortalığa dökülmeye başladığından beri birçok insandan meğer Amerika’nın istihbari faaliyetlerde ve siyasi analizlerde ne kadar da zayıf olduğunu gördüğümüz yollu açıklamalar okuyoruz. Bu belgelerdeki acemilik ve işbilmezlikler bize gösteriyormuş ki; ABD emperyalizmi aslında ne kadar da kofmuş. Hatta Açık Radyo’nun internet sitesinde yayımlanan makalesinde Hamza Aktan bunu ‘ Bizim çocuklar mitinin çöküşü’ diye adlandırıyordu. Tesadüfen aynı anda  Ömer Madra radyoda ‘Wikileaks yeryüzünün en güvenilir kuruluşudur’ diyordu. Sırf emperyalizmi küçümsemek meraklılarına verdiği yeni argümanlar nedeniyle bile bu operasyondan emperyalizm adına bir başarı çıkarmak mümkündür. Yüzlerce yıllık emperyalizmin mirasına bu kriptoların bir kısmına bakarak değer biçenler için naif kelimesinden daha hafifi söylenemez. Emperyalizm bir ilimdir ve her  ilim gibi küçümsenmesi akıl dışıdır. Dünyayı yönetmeye soyunanların tasavvur ve gerçekleştirme güçlerini hafife alanlar ya kiminle dans ettiğini bilmeyenler, ya da bunu unutmak isteyenlerdir.

SKANDALLARIN SONU

Taraf kendi misyonunun sonuna yaklaşırken Wikileaks henüz yolun başındadır. Muhtemelen bu sitenin şapkasından dünya siyasetine ilişkin daha pek çok tavşan çıkacaktır. Ancak bu son gelişmeler bağlamında Türkiye’de oluşan bir ilkesel duruş probleminden dem vurmalıyız. Taraf’ın gazetecilik yöntemini sıklıkla eleştiren çevrelerin hükümetin aleyhine olduğunu düşündükleri bir kaç belge sebebiyle Wikileaks’e itibar ettiklerini görüyoruz. Ancak dün Baransu’ya karşı çıkanların şimdi Assange’ı sahiplenmesi onların o günkü itirazlarının samimiyeti hakkında beni şüpheye düşürmektedir. Siz manipulasyon riskine açık bir gazetecilik yaparak dezenformasyona alet olmaya karşı mısınız, değil misiniz? Soru budur. Eğer sizin buna cevabınız ‘Ben manipulasyondan nemalanıyorsam eyvallah yoksa karşıyım olursa size oportunist derler. Wikileaks belgelerine sarılan hükümet karşıtlarının yaptığı oportunizmdir. Elbette bu belgelerin hükümettekiler hakkında çok ciddi iddialar içerdiği bir vakadır. Tabii ki bunların içinde doğru olanlar da olabilir. Ancak ilk anda ortaya konacak olan tavır böylesi bir manipulasyon faaliyetine karşı duruş olmalıdır. Aksi halde yönlendirilmek isteyenlerin işaret ettiği yöne doğru koşmak ancak onların beklentisini yerine getirmektir. O iddialar başka bağlamlarda tartışılmak ve üzerinde araştırılmak üzere bekletilmeli ancak bugün öncelikle kamuoyu bu ağır dezenformasyon sürecinden korunmalıdır. Meselemiz iddiaların doğruluğu ya da yanlışlığı değil bu suçlamaların önümüze geliş şeklindeki soru işaretleridir. Dün Taraf’a ulaşan belgelerle ilgili böyle bir itirazı dile getirmiş olanlar bugün Wikileaks belgelerine akşamında sahip çıkıyorlarsa bu ciddi bir siyasi etik problemidir. Bu çevreler eleştiriye sadık kalmayı öğrendikleri gün bu ülkenin gerçek muhalalefeti de olabileceklerdir. İlkeden ari bir siyasetin gideceği yer yoktur. Wikileaks’den Başbakan’ın aleyhinde belge çıkması ile Baykal’ın seks kaseti arasında ya da ıslak imzalı falancanın tutanağı ile Wikileaks’in servis edilmiş belgesi arasında bir fark yoktur. Böyle içeriğine haiz olmadığınız yüzbin sayfa belgeyi bir bir internete koymak ya da içinden spotlar çekip manşetler atmak gazetecilik değil isteyerek ya da istemeyerek tetikçikliktir. Elbette habercilikte gizli belge ele geçirilir ve o belge ile birilerinin oyunu bozulabilir. Bir gazetecinin araştırdığı bir dosyaya ilişkin böyle bir dökümanı kendi ahlak, akıl ve bilgi sürecinden geçirdikten sonra yayınlaması kabul edilir bir durumdur. Ancak ’Bir yerden böyle şeyler geldi, ben de ne bulduysam koydum’ demenin adı habercilik olamaz. Yoksa askerliği diyelim kantinci yapan birisine savaş seminerleri belgeleri gelmesine ya da Assange gibi bir hacker’a diplomatik belgeler gelmesine gazetecilik diyemeyiz. Gazetecilik yayınladığı belgenin önünü ardını dolduracak müktesebata sahip olanların yaptığı bir iştir.

Bir an için Wikileaks’i bağımsız bir mecra olarak düşünelim. O sitedekilerin birer özgürlük savaşçıları olduklarını ve muktedirlerin karşısına dikildiklerini hayal edelim. Ne değişecektir? Bunun, insanlığın düzene karşı koyabildiği en ciddi eylemin bile en fazla bireysel birer espiyonaj faaliyetinden öteye gidemediği deliksiz bir faşizmde yaşıyor olduğumuzu teyit etmekten başka ne anlamı vardır? Bu olan bitenin kime ne faydası vardır? Ülkelerin birbirlerine düşmesinden halkların nasıl bir çıkarı olabilir? Bu çağda artık skandallar tükenmiştir. Bu yaşadıklarımız bir amaca hizmet etmek üzere kurgulanmış ve tüketime sunulmuş dedikodulardır. Skandalların olduğu toplumlar mukaddesleri olan toplumlardır. Bugün her şeyin yeniden tanımlandığı bu yeni dünyanın böyle olmazları yoktur. İnsanlar önlerine serilen belgeleri oburca tüketecek ve kurgunun mimarının vediği istikamete doğru ortak bir hizza alacaktır. Elimizde kalan tek şey sansasyondur.  Bilginin bolluğu aslında hiç birşey bilinmediğine delalettir. Abartılmış her şey tersine dönmüş, gösteri toplumunda gerçeklik çoktan kaybolmuştur.

Dünyanın artık yeni bir yüzü var. Medyanın ve savaşın kesiştiği yerde paranın ve gücün kılıçları şıkırdıyor. Dezonformasyon ve rıza imalatı süreçleriyle insanların gelecekleri şekillendiriliyor. Kim bilir hangi tanzim ve paylaşım kavgalarının ortasında bulduk kendimizi? Tükeniyoruz ve midemiz bulanıyor.  Haberlerden çocuklarımızı korumanın yollarını arıyoruz. Gazeteleciler kariyerlerini, patronlar siyasi ilişkilerini, siyasiler koltuklarını ve herkes yalnızca çıkarını düşünüyor. Savaşın ve buna yönelik taktik stratejilerin işletmeci cinlikleri ile geliştirildiği renovasyon süreçlerini yaşıyoruz. Bugün istatistiki verilerin hükmü insan canından fazladır.  Bir Excel tablosunda sayıların tutması için insanların ölmeleri gerekebilir. Bakın ekonomistler krizleri aşmanın yolllarının savaşlardan geçtiğini açıkça yazıyorlar. Kimi Yemen’in ilhakını öneriyor, kimi İran’ın. Sebebimiz Wikileaks mi olur yine bir Sırp Prensinin öldürülmesi mi bilemiyoruz. Dünyanın çivisini çıkaranlar şimdi boşta kalan çekiçlerini kafamıza vurmak için hazır bekliyorlar. Bu oyunlara gelmemenin bir yolu olmalı. Düşünmeliyiz, inanmamalıyız ve şimdi her zamankinden çok şüphe duymalıyız. Hakikat arayışında kavramsal ve ilkesel itirazlarımız hayati önem taşır. Onlara sıkı sıkıya sarılmalıyız. O bakımdan medyanın ortak bir kararla adını koyduğu ‘Wikileaks Depremi’ne böyle temkinli bir bakışla yaklaşmakta büyük yarar vardır. Başbakan’ın biraz da telaşla bu konuda söylediği ilk  cümlenin hem içeriğine hem de cümle kurgusundaki acayipliğe bu olay bağlamında yürekten katılıyorum.

‘’ BU WIKILEAKS’İN CİDDİYETLERİ ENDİŞELİDİR’’

 

FOTOGRAFLA R

WİKİLEAKS OFFİCE

http://news.am/eng/news/40070.html

http://www.newsamen.com/10999/wikileaks-headquarters-in-sweden-pics

ASSANGE

http://www.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.turkishjournal.com/images/julian_assange.jpg&imgrefurl=http://www.turkishjournal.com/i.php%3Fnewsid%3D7949&usg=__pnFt4L5xIqn7cjvI8EurXxlSoqc=&h=487&w=388&sz=57&hl=tr&start=36&zoom=1&tbnid=k6enueKoFTfCgM:&tbnh=129&tbnw=103&prev=/images%3Fq%3Dpictures%2BoF%2BAssange%26start%3D20%26um%3D1%26hl%3Dtr%26sa%3DN%26tbs%3Disch:1&um=1&itbs=1

http://o.aolcdn.com/photo-hub/AC78B022715C5B8357B4DCA8045E8463B4DE2124/Switzerland_Wikileaks_Julian_Assange_US_Human_Rights.jpg_LR1.e4154cf0da8f4ba494640800d70a9233

 

MANNİNG

http://www.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.nationalgun.com/wp-content/uploads/2010/08/bradley-manning.jpg&imgrefurl=http://www.nationalgun.com/tag/bradley/&usg=__fQeBFthTxqg92V5_QcnHELGy_g4=&h=510&w=328&sz=30&hl=tr&start=13&zoom=1&tbnid=JGt0tC2NITVdZM:&tbnh=131&tbnw=84&prev=/images%3Fq%3Dbradley%2BMANNING%26um%3D1%26hl%3Dtr%26sa%3DX%26tbs%3Disch:1&um=1&itbs=1

 

BARANSU

 

http://yenisafak.com.tr/resim/site/baransu5bin0180b8da017cf52aby.jpg

Benzer Yazılar

Yorum Yap

Start typing and press Enter to search