Müflis Bir Gücetapan

In Genel

Şenliklerden geriye çöplenmek için artıklara üşüşenler kalır. Onlar, davetli olmadıkları bu yere gelmek için herkesin gitmesini beklerler. Tenezzül etmek ve sinsilik tabiatlarıdır. Kovuluncaya kadar yediklerini kar sayarlar. AKP ve BDP’nin seçim zaferlerinin hemen ardından Ahmet Kaya’nın mezarına koşan Ertuğrul Özkök böyle bir üşüşendir. Onun kısıtlı zekasında kabristan ve Fatiha bir AKP fonudur, Kaya ile de Kürtlere göz kırpar. Acınacak haldedir. ”Ne olur benden eskisi kadar nefret edin” diye yalvarmaktadır. Kendi kuyruğuna teneke bağlamış aramızda koşmaktadır. Kimse umursamadıkça pespayeliği her gün artmaktadır. Bazıları için hayatın ne kadar uzun olduğunu, müflis bir gücetapanın çöküşünde daha iyi görüyoruz.

Çaptan düştükten sonraki yozluk gibisi yokmuş. Bunu bize öğretmek, onun iktidardaki en güzel örneklerini gösterene kısmet oldu. Bu açıdan tavrına tutarlılığını teslim ediyoruz. İki dirhem bir çekirdek, Kaya’nın mezarının başındaki şu haliyle, ömrünü vakfettiği inanca sadakatini yineliyor.  Yılanın belini kırabilen bir kemiksizliğin yeni bir şahikasını gösteriyor. İşinde fenafillâh mertebesinde. Bu kadarını yapabildiğine kendisi bile şaşıyor. Onun önünde ne durabilir ki? Iphone’da Yasin, Kabe’de namaz, Paris’te Fatiha.  Urla’da endişe, Sunset’de şarap, U2’ konserinde asi gençlik. Ne varsa koyabilir tezgâhına. Öyle bir oburluk ki kendisini yese doymaz. Bir köşe yazısı ciddiyetinde ömür, ertesi gün unutulacak olmanın acısında. Satacakları tükenmiş bir satıcının yoksunluğu içinde. Kendisini koymuş vitrine, dönüp bakan yok.

Henüz bitmemiş bir yaşam için  ‘’That was a good life’’  diye erken söyledi bence. Daha dur, görecek, göreceğiz. Aldığı ne varsa yerine bırakıp öyle gidecek. Ertesi gün onu kimse hatırlamayacak. Tıpkı ‘gerçek’ sandığı şu gazete parçaları gibi. Ne diyordu,  ‘’Süpermarket Gazeteciliği’’  Çare yok, piyasaya iman etmişin katili piyasa olur. Çünkü orada nefret ya da sevgi fark etmez, liyakat ya da vefa geçmez, aslolan rağbettir. Şimdi talebini kaybetmiş bir ürünün çığlıklarını duyuyoruz. Bizim için anlamı yok, müşterisi içinse çoktan modası geçmiş.

Yazının gerisini size değil ona yazıyorum.

’Saza niye gelmedin’’ i biliyorsun, ‘’Üşür Ölüm Bile’’ yi de öğren. O mezarlıktaki fotoğrafını gördüğüm anda bunu düşündüm. Bu pervasız tecavüzünün günahı boynunadır. Burada yatan, beni burada ister mi, diye bile düşünmeden, ‘’helalleşme’’ lafını duyar duymaz, acar bir gündem avcısı olarak soluğu orada aldın. Üstelik de oraya başka bir iş için gitmişken. Bir taşla iki kuş vurmuşsun, verimli bir gezi olmuş senin için. Ah o kadar orada değilsin ki… Mezarlıklardan ibret alınmalı, derler, bu söz hiçbir zaman seni orada gördüğümüz andaki kadar yerini bulmadı. Geçkin bir güç istencinin, nefret edilmeye olan marazi tutkunun isterik krizine şahit olduk. İnsanın ne hallere düşebileceğini öğrendik. Bu mezarlıktan aldığımız ibret ölüm değil senin gibi yaşamak olmalı.

Senin elinden kim tutsun Ertuğrul?  Bedava verseler alınmayacak bir promosyon gibisin artık. Gazetenin içinden çıkan, kimsenin izlemediği eski film CD’lerinden birisin. Yanlış ata oynanmış bir hayatın kumarbazısın. Kaybettin, borçlandın, hala kalkmadığın masada felaketini yaşıyorsun. Senle aynı mevzide duran kirleniyor artık. Yanındaki yetiştirmelerin de yavaş yavaş kaçıyorlar. ‘’ Kusura bakma Ertuğrul’’ yollu dönmelere başladılar bile. Sana selam vermekten boynu tutulanlar, telefonlarına çıkmayacak. Göreceksin, vakur olamadığın için hepimize de göstereceksin. Belki de bu ülkeye tek iyiliğin bu olacak.

İnce zevkler, beyaz Türklükler, şarap, arya vs. Sen kendini burjuva sanıyorsun ya olmadığını göreceksin. Bir gün bir kasabalının hüznü gelip seni saracak. Bu ömrü bir daha yaşamak isteyeceksin. Ama yağma yok, hayat senin için uzadıkça uzayacak. O köpürttüğün hazların bir işe yaramadığını öğreneceksin. Bu ülkenin çocuklarına hayat diye anlattığın yalan gelip seni bulacak. Kuşe dergi hayatlarının sofistike insanı, kaçıncı kadehinde bir gün şarabın, yeniden Çinçin dolmuşuna binmek isteyeceksin. Göreceksin. Senin çözdüm dediğin yerde nasıl yeniden düğümlenecek hayat. Kendine hizmetine adadığın bu düzen en iyi senin bildiğin şekliyle işleyecek. Neden şaşırıyorsun?

Bunları bir devrimin ertesinde yazmak isterdim. Tefessüh etmiş bir dünyada değil. Keşke etrafımız senin daha beterlerin ile sarılmamış olsaydı. Tertemiz insanların içinde fark etseydik senin kirini. O zaman bu tükenişi konuşmanın bir anlamı olurdu. Derdimiz bir insanla değil onu yaratan ortamla olmalıdır.

Devam eden süfliliğin içinde düşen bir piyonun anlamı nedir? Hiç.

Twitter.com/nobasaran

Benzer Yazılar

Yorum Yap

Start typing and press Enter to search